Geçtiğimiz hafta
içerisinde kamuoyunun yakından takip ettiği Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in Ekümenik
Patrik Bartholomeos’u ziyareti Ruhban Okulu meselesini bir anda gündemin ana
maddelerine taşıdı. Toplantı sırasında
ve toplantının ardından yapılan açıklamalar
görüşmede Ruhban Okulu’nun tekrar
faaliyete geçmesi konusunun yanı sıra azınlıkların dini özgürlüklerinin de ağırlıklı olarak görüşüldüğüne
işaret ediyor. Diyanet İşleri Başkanı azınlıkların dini özgürlüklerine ve din
adamı yetiştirme hakkına sahip çıkarken Patrik Bartholomeos da basın önünde yaptığı açıklamada
Ruhban Okulu’nun faaliyetine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Mehmet
Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak Türkiye'de yaşayan gayrimüslim
vatandaşlara karşı dini, tarihi ve ahlaki sorumluluklarının olduğunu ifade
ederek “gayrimüslim vatandaşlarımızı ülkemizin asli unsuru olarak görüyoruz.
Kendimiz için hangi hakları istiyorsak onlar için de istiyoruz. Din adamları
yetiştirmelerini, inançlarına göre eğitim vermelerini onların bir hakkı olarak
görüyoruz” dedi. Görmez’in ifadelerinde Heybeliada Ruhban Okulu ‘nu direkt telaffuz etmeden konuşması dikkat çekiciydi. Görmez’in demecinde dikkat
çeken bir başka ifade, daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından da defalarca dile getirilen “Atina’da cami konusu” nun bu
kez Patrikhane avlusunda Diyanet İşleri Başkanı
Mehmet Görmez tarafından dile getirilmiş olmasıydı. Mehmet Görmez, sözlerinin
genelinde hükümetin Ruhban Okulu konusundaki görüşlerine paralel bir tutum sergiledi. Aksi de
beklenmezdi. Nitekim AK Parti Genel
Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Hüseyin Çelik’in daha önceleri de belirttiği Ruhban Okulu’nun açılmasının anayasal ve Lozan Antlşaması’ndan
gelen yasal bir hak olduğu yönünde görüşmenin yapılacağı gün tekrar ettiği ifadeler, hükümet kanadının da
okulun yeniden açılması yönünde net
eğilimini gösteriyordu. Ziyaretin hemen öncesinde Çelik tarafından yapılan bu
açıklamalar tesadüf olmamakla beraber kamuoyunun aslında bildiği ve üzerine
tartıştığı bu konuya alıştırma sürecine bir şekilde katkıda bulunmak ve Bartholomeos-Görmez arasındaki görüşmeye yön vermek
açısından önem taşıyordu. Diğer yandan göreve gelinen ilk yıllardan başlayarak parti ve hükümet düzeyinde yapılan bu tarz açıklamalara rağmen hükümetin bu konudaki omurgasızlığı sonucunda henüz siyasi irade ortaya koyamamış olması uluslararası kamuoyu ile birlikte Ekümenik Patrikhane’nin de sitem ve şikayetlerine hedef oluyor. Patrik Bartholomeos, görüşmenin ardından basına verdiği demeçte Ruhban Okulu'nun tekrar açılması konusuna hükümetin müspet yaklaştığını, öyle inanmak istediklerini belirterek, "müteaddit defalar bize umut verildi. Maalesef bugüne kadar okulun tekrar açılması gerçekleştirilmedi. Fakat biz her zaman ümitli olmaya devam edeceğiz. Alt yapı konusuna gelince, biz hazırız. İzin bugün çıkarsa, biz okulu yarın faaliyete geçirebiliriz", dedi.
Patrik Bartholomeos’un sitem ve haklılığının yanı sıra ifadelerindeki alt metin herkesin yıllardır sorduğu soru kadar açık. Bugüne kadar hükümetin iyi niyetinden emin olarak bahseden Patrik Bartholoemos’un geçen haftaki demecinde hükümetimizin iyi niyetine “inanmak istiyoruz” demesi süreçte gelinen nokta açısından pek tesadüfi bir ifade değil keza. Belli ki Patrik Bartholomeos, sürecin sakız gibi uzatılarak nihayete ulaşmamış olmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor.
Hal böyleyken doğal olarak ortalıkta hükümet kanadından anayasal açıdan bir problem veya engel olmadığı yönünde açıklamalar gelmesine rağmen siyasi iradenin neden hala ortaya konmadığı hakkında soru işaretleri dolaşıyor.
Peki, engel yoksa süreç neden uzuyor?
Geçtiğimiz hafta Hüseyin Çelik’in Bartholomeos-Görmez görüşmesi öncesinde sarfettiği ifadeler hükümetin okulun yeniden açılması konusunda bir tasarrufu olduğuna ve bunun gerekliliğine işaret ederken haliyle akıllara gelen soru, okulun yeniden faaliyetinin önünde anayasal-yasal herhangi bir engel olmadığına göre hükümet tarafından bir şarta mı bağlanmak istendiği yönünde. Özellikle Atina’da cami yapımına dair söylemlerin her Ruhban Okulu meselesi tartışıldığında hükümet tarafından ortaya atılması dikkatlerden kaçmıyor. Daha önce Başbakan Erdoğan tarafından da defalarca dile getirilen Atina’da cami konusu, bu kez Patrikhane avlusunda Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez tarafından dile getirildi. Tüm bunlar okulun açılmasının Atina’da cami yapılması ya da Batı Trakya’daki müftülerin seçilme hakkı şartıyla gerçekleşebileceği ihtimalini akıllara getirmiyor değil. Hoş Atina’da cami konusunun Görmez tarafından Patrik Bartholomeos’la görüşülmesi ve bunun da basın önünde paylaşılması bir o kadar anlamsız ve mantık dışı. Zira Patrikhane bir Türk kurumu sayılmakla beraber konunun direkt muhatabı Yunan hükümeti. Diyanet İşleri Başkanının Patrik Bartholomeos’la görüşmesinin ardından basına verdiği demeçte her ne kadar mütekabiliyet ilkesinin adaletsizliğinden bahsetmişse de diğer yandan Atina’da cami meselesini de es geçmeyip satır arasında hatırlatması sadece Türkiye’deki Ortodoks Rumların değil herkesin kafasını karıştırdı.
Diğer taraftan akıllara gelen bir başka düşünce,
zayıf bir ihtimal olsa da hükümetin Ruhban Okulu yerine değişik bir
formülasyonla bir üniversiteye bağlı fakültede Ortodoks din adamlarının
yetiştirilmesini sağlamak konusunda obsesyona sahip olmasının süreci uzatıyor olduğu yönünde. Patrikhane
kaynakları öyle bir direnimin okulun
açılmasının önünü tıkadığına dair görüş belirtmese de, bu talebin daha önce hükümet
tarafından Patrikhane’ye iletildiği biliniyor. Patrik Bartholomeos, bu çerçevede önceki
açıklamalarında din adamlarını Ruhban Okulu’ndan yetiştirmek istediklerini ve
bunun anayasal hakları olduğunu defalarca ve kesin bir dille ifade etmişti.
Ziyaretin
ardından görüşlerini aldığımız Patrikhanenin Basın Sözcüsü Peder Dositheos Anağnostopoulos’a
göre Mehmet Görmez’in Patrikhane
ziyaretinin ardından gelinen yeni ve daha iyi bir nokta yok. Dositheos, bu
görüşme öncesinde şahsen ne kadar umutlu ise hala o kadar umutlu olduğunu, eşit
derecede de ihtiyatlı olduğunu ifade ederken genel olarak Patrikhane çevresinde
hakim olan hava Hüseyin Çelik’in sözleri ve Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaretinin Ruhban Okulu konusundaki olumlu
yaklaşımı pekiştirmekle beraber yeni bir
noktaya taşımadığı yönünde. Patrikhane açısından söylenecek şey; her ne
kadar -gerek AK Parti Genel Başkan yardımcısı Hüseyin Çelik, gerek Diyanet İşleri Başkanı tarafından- memnuniyet
verici ifadeler kullanılmış olsa da, nihai tahlilde pek de tatminkar olmayan bu
gelişmeler ışığında hükümet tarafından verilen taahhütlerin tutulması yönünde
umut tazelendiği yönünde. Bartholomeos-Görmez görüşmesinin akabinde halen elde spesifik bir veri, somut bir sonuç olmasa da, görünen o ki bu ziyaret, Türk kamuoyunun nabzını yoklama açısından koşulları olgunlaştırma ve ortam hazırlama ziyaretiydi.
Son tahlilde hükümet açısından okulun açılmasını geciktiren ve giderilmesi gereken –ufak da olsa- bir pürüzün olduğu çok açık. Tüm teori ve pratikler ile Türkiye’nin bu yönde ABD, AB ve uluslararası kamuoyundan gördüğü baskı ve telkinler ışığında konuyla ilgili olarak nihai adımın atılacağı kesinlik arzetse de, bunun zamanlamasının ne olacağı ve okulun açılışının ne zaman olacağı kesin değil. Bu bağlamda geçtiğimiz aylarda Obama-Erdoğan görüşmesinin ardından Beyaz Saray basın bürosundan yapılan ve adeta Ruhban Okulu’nun açılışını müjdeleyen açıklamasının ve sonradan yapılan düzeltmenin de pek tesadüfi olmadığı da aşikar.
Yorgo Demir