13 Kasım 2013 Çarşamba

"Yorgo"dan Muharrem İnce'ye yanıt geldi!

http://www.agos.com.tr/haber.php?seo=yorgodan-muharrem-inceye-yanit-geldi&haberid=6125


CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, 10
Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü
nedeniyle Eminönü Yeni Camii’nde okutulan mevlit
sonrası yaptığı açıklamada “Atatürk olmasaydı, bu
ülkenin kurtarıcısı olmasaydı, bugün hareket
edenlere şunu söylüyorum; adınız Ahmet, Hasan,
Hüseyin olmazdı. Adınız Dimitri olurdu, Yorgo olurdu.
Bunları doğru bilmeleri lazım” dedi.
Galata Rum Okulu Vakfı’nda yöneticilik yapan Yorgo Demir, İnce’nin açıklamalarını “Sırtını
halkına dayadığı bir işle meşgul olan Muharrem Bey, siyasi ahlak değerleri ve nezaketten
yoksun bir refleksle kendi vatandaşlarına saygı duymak bir yana, onları hiçe sayıyor,
küçümsüyor” sözleriyle yorumladı.
‘DİMİTRİ VE YORGO’LAR, HASAN, HÜSEYİN OLDU’
İnce’nin sözlerinin hukuki bağlamda değerlendirildiğinde azınlıkları hâlâ ‘yabancı’ olarak gören
zihniyetin devam ettiğinin altını çizen Demir, şöyle devam etti: “Ne ironidir ki, İnce’nin
bahsettiği bu coğrafyada her zaman var olan Dimitri ve Yorgo’lar, Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluş aşamasında özellikle Pontus’ta (Trabzon ve çevresi) hayatları tehdit altındayken;
Hasan, Hüseyin isimlerini almak zorunda kalıp asimile olmuş ya da katledilmek suretiyle bu
coğrafyadaki varlıkları tamamen silinmiştir. Tıpkı Ermenilere Anadolu’da, Yahudilere
Trakya’da ve diğer Müslüman/gayrimüslim başka halklara günümüze kadar uzanan süreçte
reva görülen mezalim gibi.”
İnce ve benzeri politikacıların modası geçmiş bir millet-milliyet ve Atatürk ajitasyonuyla
etnisiteyi enstrümanlaştırıp kendi vatandaşını aşağılayarak siyaset üretmesinin Türkiye’nin
gerçeği olduğunu söyleyen Demir, şöyle devam etti: “Bu ülke insanının artık bu söylemlere
prim vermemesi ve ulusallığın üzerinde bir siyasi anlayış benimsemesi lazım acilen. Nitekim
Türkiye’nin beşeri yapısının heterojenliği bunu bize dayatıyor da.
Böylece Muharrem İnce gibi politikacılar da Türkiye’de farklı etnik kökene ait insanların
yaşadığının farkına varıp onları ayrıştırıp ötekileştirmeksizin, hak ve hukukunu savunmak
adına Meclis’te bulunduğunu idrak edeceklerdir. Bir siyasetçinin varoluş sebebi halkıdır. Hele
bir de söz konusu Türkiye gibi etnik yapısı homojen olmayan bir toplum ise, ana kriter milliyet
değil; vatandaşlık kavramı olmalıdır.”

22 Ekim 2013 Salı

Hoca tacizi mi?


Asagida seyredeceginiz video cinselligi tabulastirip devrimlestirememis Musluman tum toplumlarin temel sorunlarindan biri bence.. Duygu ve icguduleri bastirilmis bir toplumu olusturan insanlarin boyle davranmasi olagandisi degil elbet... Zira, seksuel bastirilmisligin mecra ve firsatini buldu mu bu tur bir disavurumla tezahur etmesi gayet normaldir... Tabi ki burada olagandisi olup, etik olmayan sey; hocanin mevkiini ve kadinin inanci ve psikolojik durumunu kullanarak suistimalde bulunuyor olmasi...Ancak kadin da toplum baskisindan uzakta olmanin verdigi rahatlikla kafasinda tum bu olanlari kendi "legalitesine" oturtup icgudulerine karsi koymayi reddediyor.... En nihayetinde bu; anormal sebeplerin getirdigi normal sonuctur! O yuzden bu goruntuyu seksuel bir fantezi olarak degerlendirirsek ortada ne sahtekarlik ne de trajikomik bir duruma atif yapmis oluruz... Hatta durumu boyle degerendirmekle sonuclarini normallestirmenin otesinde masumiyet dahi saglamis oluruz..:) Hoca sahtekar da kadin cok mu saf ? Tabii ki degil... Yaratisal sebeplerden her ikisi de buyuk bir aclik hissiyle beslenmeyi bekleyen insanlar! ...


19 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi hareketi ve partileşmesi hk.

Gezi direnişinin siyasallaşması gerekliliğini adeta gözümüze  sokan en önemli etmen ;  T.C. kurulduğundan günümüze,  iktidar  sahiplerinin statükocu, dini ve/veya etnik muhafazakar ve dayatmacı  bir  çizgiye sahip olmasıdır.
 Solu dahi Türkleştirerek milli bir kalıba sokan "sol" partilerimiz ise insan hakları, adalet, eşitlik,  özgürlük,  çevre  v.b.  politikalar bağlamında halkı yönlendiremediği gibi  yukarıda bahsettiğim sola milliyet kazandırma kaygılarından dolayı gerçek sol siyaset  üretmekten de geri  kalmışlardır.

Her türlü etnik ve kültürel ayrışmalardan uzak ve en  önemlisi; partici olmayan,  salt insani  duyarlılığıyla kitle ve hacim ve hatta hayranlar  kazanan böylesi bir hareket,  belki de Türkiye tabanına  yayılmaya ilk kez bu kadar yakın. Şartlar bu denli  müsaitken  bu hareketin siyasi  karşılığını bir  an evvel  bulması şarttır, hatta kaçınılmazdır!