15 Haziran 2011 Çarşamba

Affedersiniz Rum’luğumuz kalmadı (gitti çoğu!)



Bir sohbet esnasında galiz, yüz kızartacak türden bir kelime telaffuz etmeden önce, affedersiniz! ünlemi ile bir ön hazırlık yapılır ve ardından utana sıkıla söylenecek ayıp söz dile getirilir.
Bu peşin özür, hem ortamdaki insanlara saygıdan hem de yanlış anlaşılmaktan duyulan kaygıdan dolayı bir ön uyarı mahiyeti taşır. “Az sonra ağzımdan çıkacaklardan zinhar bulunduğumuz ortamı ve yüksek şahsiyetlerinizi zedeleyecek, itibarınızı düşürecek anlamlar çıkarmayınız” manasına gelir.
Geçenlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim öncesi katıldığı bir televizyon programında basın ve medya özgürlüğü konusundaki eleştirilere cevaben, özgürlükten yana herhangi bir kısıtlama olmadığını kendisi ve Cumhurbaşkanı hakkında yazılan kitaplarla örneklerken, kendisini aşağıdaki şu ifadeler ile savundu: :
“Bizlerle ilgili yazılmış çok sayıda -30 u aştığını zannediyorum- kitap var ki, bu kitapların içerisinde bizim ne Yahudiliğimiz, ne Ermeniliğimiz, ne affedersiniz! Rumluğumuz…hiçbir şeyimiz kalmadı. Düşünebiliyor musunuz?”.
Düşünebiliyor musunuz? Kalmadığını Rum’luğun bu topraklarda… Bundan böyle Rum kelimesinin sözlükteki anlam karşılığının ayıp bir ifadeye karşılık geldiğini? Hatta birine hakaret etmek istediğimizde, yüz kızartan bir nitelemede bulunmak istediğimizde kendisine; “Rum”, “Ermeni” veya “Yahudi” (Amerikalı, Alman, Türk de olabilir) diyebileceğimizi?
Daha kötüsü ise; Başbakan Erdoğan’ın bunu, alelade bir konuşmada böylesine olağan bir ifade şekliyle içselleştirdiğini görmek…
Bu davranış biçimi, Başbakanın son dönemde izlediği ve nispeten milliyetçi bir eksene oturttuğu politik söyleminin bir uzantısı mıdır yoksa aslında İslami muhafazakar gelenekteki belleğinin oluşumuna katkı veren yıkılmaz yapı taşlarından biri midir? Onu bilemeyiz.
Ama görünen o ki, bazen Başbakan, ifadelerinde belleğine sözünü geçiremediği bir dışa vurum yaşıyor.
Ya belki zaman zaman “reformist ileri demokrasi” söyleminden sıyrılıp belleğinin azizliğine uğruyor, bilinçaltı açığa çıkıp belki de siyasetteki temel noktasına dönüyor, ya da öylesine hınçla doluyor ki, kendisini savunmak adına uç davranışlar ve ifadeler sergileme ihtiyacı hissediyor. Dikkat ederseniz bu yaklaşım, özellikle kendisini hırpalamaya çalışanların varlığına cevabi ifadelerinde belli ediyor kendini. Tabiri caizse böyle davranarak laf koyuyor ve egosunu tatmin ediyor böylece.
Birinci durumdaki ilkesel açmaz mutlaka daha vahim olmakla beraber, ikinci durumdaki taktiksel yanlış da partisi ve kendisi açısından o kadar vahim.
Başbakan bu tarz durumlarda açık veriyor ve her iki durumda da bir devlet adamında olması gereken adalet, özen ve soğukkanlılığı sergileyemiyor. Öyle bir an geliyor ki adeta kontrolünü kaybedip içinden geçen her neyse ağzından dökülüveriyor sanki Başbakan Erdoğan’ın.
Geçen gün olan aslında ilk değil… Başbakan bundan önce de en masum haliyle “gaf” olarak nitelendireceğimiz bazı ifadelerde bulunmuştu. Bu tarz konuşmaların -özellikle Başbakan tarafından yapılıyorsa- parti tabanından ziyade genel olarak tüm toplumun bilincine ve bilinçaltına olumsuz bir etki edeceği tartışılmaz. Halkların bütünlüğünden ve vatandaşlarının eşitliğinden Cumhuriyet tarihi boyunca belki de ilk kez bu denli çok söz etmiş olan Başbakan; Erdoğan’ın söyledikleri ve bu mealde davranışları çok önemli..
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye çalışmaya gelmiş binlerce Ermeni vatandaşa karşı kullandığı fütursuz geri gönderme tehdidi, alkol yasağı ile alakalı yine özgürlüklerden bahsederken “öksürünceye tıksırıncaya kadar içiyorsunuz” ifadesi, hatta hafızam yanıltmıyorsa seçimden bir ay kadar önce Kanal İstanbul’u açıkladığı konuşmasında sarfettiği, “Marmaray projesini şimdi bitirmiştik ama birileri iki üç tane çanak çömlek çıktı diye bizi yavaşlattı”, türünden ifadeleri (burada çanak çömlekten kasıt; Marmaray yapımı sırasında Yenikapı’da bulunan ve içinde 11.y.y Bizans dönemine ait batıkların, kadırga ve günlük eşyaların bulunduğu bir liman) örneklerden bazıları… Allianoi kenti hakkında bakanlarının ifadeleri ve yine iki yıl önce Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün ulus-devletin kurulması ile ilintili açıklamaları herkesin hatırındadır hala.
Oysa maalesef ırkçı ve ayrımcı tohumları büyüten ötekileştirme kültürü ile Hrant Dink haksız şekilde “Türklüğü tahkir ve tezyiften” dem vuran 301. maddeden dolayı yargılanmış, mahkum edilmiş ve nihayetinde bu şoven ve kafatasçı kuşatmanın hedefi olmuştu… Bu konudaki aynı hassasiyetin bundan böyle gayri-Müslüm ve gayri-Türk topluluklara da gösterileceğini, insanların etnik kökenlerinden dolayı ayrıştırılmayacağını umuyorduk biz. Ders olmalıydı, ders almalıydık... Ama bakın! Hala neredeyiz affedersiniz!…
Hal böyle olunca, tüm bu davranış-söylem dengesizliği demokrat liberal kesimin ve biz azınlıkların zihninde Tayyip Erdoğan’ın samimiyeti ile alakalı soru işaretleri uyandırıyor, zira; Erdoğan’ın kullandığı bu tarz ifadeler eskiden koyu bir temsilcisi olduğu geleneğin tortularının kaldığı kaygılarını yaşatıyor.
Panik olacak bir şey yok tabi henüz, ama kırgınlık da çok… Peki affedersiniz! Rumlara (ve affedersiniz! Rumlar nezdinde diğer etnik gruplara) bir özür borcu var mıdır ortada? Göreceğiz.
Hoş, o özrün sonucunda neyin, nasıl affedilip affedilmeyeceği de ayrı bir tartışma.
YORGO DEMİR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder